25 Eylül 2011 Pazar

Kimseye etmem şikayet

oldum olası derdini anlatabilen bir insan olamadım.
anlatamadım.
canım yanardı,"neyin var?" diye soranım da vardı üstelik, bir şey yok derdim geçerdim.
şimdi kendimden geçtiğim bir yerdeyim.


ömrüm kıpırtısız bir liman gibi, uğurladığım gemilerin pasları duruyor üzerinde.
ufukta ne bir esen yel, ne de bir gemi


kaldık mı baş başa...


en zalimi, en kederlisi bu ,kendinden kaçamaman.
öyle gözlerini dikip bakan ruhuna verecek cevabının olmaması.
kendini avutamaman.


şimdi hesap soruyorsunuz ya benden, benim derdim benimle işte...
size verecek, size yetecek bir cevabım yok.
içimde bir şey yok.
zaman diyeceksiniz ah şu zaman!
ne ben ona alıştım, ne o bana...


sizden ayrıldım inceden,
yalnızlık korkutsa da bazen,
ah çekip susuyorum yeniden,
hani ne derdi şarkı:


"kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime..."


20 Nisan 2010

12 Eylül 2011 Pazartesi

Bu ayrılık adil olmadı sevgilim


bakalım elimizde neler var;


bir kaç dvd bana, bir kaç fotoğraf sana.
ayvalık'tan aldığımız şaraplar bana,
kadehler sana..


gittiğimiz tüm o güzel şehirlerin
tren biletleri sana
izlediğimiz tek filmin bileti bana..


kitaplar..
çocuklarımdan ayırmak istemezsin beni
değil mi sevgilim?
kitapların hepsi bana..
ciltlediğimiz dergilerin tamamı sana..


birlikte yazdığımız tüm o şiirlerin, hikayelerin
biri sana biri bana..


pembe nevresim takımımız tabi ki bana,
o çok sevdiğin kedili yastık..
biraz ıslak ama..
sana..


yaşattığın tüm güzelliklerin
haklı övüncü sana..
yaşayamadıklarımızın hayal kırıklıkları 
bana..


galata kulesi bana
kız kulesi sana..


şehrin tüm kadınları sana
ve ben de o'na..


adil olmadı mı sevgilim?


peki;


sana ait olan "ben" yine sana
arkanda bıraktığın sefil ruh 
bana..


herşey tamamsa
gidiyorum ben sevgilim,


bütün öpücüklerim,
"en derin yaran"a..



6 Eylül 2011 Salı

Söz Yitimi, sensizlik ve gidişin üzerine


Sevmediğim/sevmediğin mevsimde değiliz artık.
Sonunda sonbahar denilen iç karartısını geri yolladı yaradan.
Yerine kışı getirdi, hani çok sevdiğin türkülerde bahsi geçen zemheriyi getirdi.
İki mevsim arası bu zamanları lanetlemek, elimden gelse yapardım sırf sen gittin diye.


Biliyor musun senin gittiğini anımsatan hiçbir şeyi sevmiyorum.
Kafamı patlatırcasına düşünüyorum, isyanla düşünüyorum, bu kadar erken gitmen gerekli miydi? diye.
Ama yapacak şey, söylenecek yok. Cemal Süreya ifadeleri düşüyor dilime, ''Söz Yitimi.''
Öyle açık, yalın anlatmış ki, ''söz yitimi ve sensizlik'' ne kadar örtüşüyor.

Sanki hala geleceksin..
Bu bi kandırmaca biliyorum ama seninle bunu oynamayı çok seviyorum. Varmışsın gibi, omuzunda ağlayabileceğim tentem yanımdaymış gibi davranmak, yaşlı çiftleri görüp yollarda üzülmekten daha kolay, buna sığınıyorum ben de zaman zaman. Annemle öyle olamayacağınızı düşünmekten daha az acı verici bir anımsama biçimi. Acıtmıyor hem gülümsetiyor.

Ve işte sen gelebilsen... Çok uzunca bir müddet ayrı kaldığımızı, ama yeniden buluştuğumuzu, biraraya geldiğimizi söylersin bana.
Değil mi?
Bak artık mutlu olacaksın, ''Çünkü yanında ben varım, yanınızdayım.'' dersin.
''İşte koruyucun yanında'' derken güzel gözlerini gözlerime dikersin.
Ve hatta, işe giderken giyindiğin lacivert takımların üzerinde olur da, ben anneme, ''babamın gözleri yine değişti'' derim.
Sen, mavi, gri, yeşil tüm bu renkleri toplayıp da, dünyaya o şekil gülümseyebilen tek kişisin.
Giydiği kıyafetin rengiyle gözleri değişen adam,adamların hası! Biraz daha kalabilseydin ya bizlerle..

''Cigara'' kokan parmakların yine elimden tutsun, yine şemsiyeli çikolata alalım, yine bana galatasaraylı olmayı anlat, yine küfrederek maç izleyelim birlikte..
Olmayacağını biliyorum, ama bunu düşleyip, istemekten geri duramıyorum.
Böyle mükemmel bir figür olmak zorunda mıydın?
Kimsenins enin gibi olamayacağını kafama kazımak zorunda mıydın?
Ya da, zorundaydın.
Çünkü sen başkaydın. Anlatılamayan, mükemmel tanımlamaların yakıştığıydın.
Yine yoksun, ben seni özlüyorum.
Özlüyorum...

Tuttuğum bir günlükmüşcesine bu sayfalara sözlerini, ince uzun parmaklı ellerini, seni döküyorum.

Özlendin.
Yoksun.
Biz de yokuz biraz, her sene olduğu gibi...

6 Aralık 2009