17 Şubat 2012 Cuma

Yitik bir aşkın anatomisi


bir hikaye vardı eksik satırlardan doğan
saçlarına güneş takılmış bir adam
ve sesi her zaman pürüzlü bir kadına dair..

bir insanlar çöplüğünde başlar hikaye
şehirler arası hatların ve döşenmiş en uzun rayların sırtında.

adam kadına, sevdiği bir lisandan cümleler fısıldar
kadın adama bilmediği bir dilden şarkılar..

zaman..
zamanı kısadır öykünün
ama içine
iki ayrı şehir, karelerce fotograf,
erimiş mumlar, büyük bir yalan
bir kere başladığında
rakamsal değerlerin ortadan kalktığı öpüşler,
kadehlerce rakı, makarasız filmler
sırılsıklam çarşaflar, gece yarısı nağmeleri
ve bir beyaz sümbül sığar..

pencereler sığmaz..
hayaller sığmaz..
istekler kapı dışında kalır..
kadın anlamaz, adam sormaz..

"ukte olmasın" der kadın. 
doldurur tüm nefesini ciğerlerine,
tüm takvimlerde ay'a tekabül eden zamanlar boyunca anlatır..

"bu böyle gitmez"lerle başlatan tümceler
ucu açık fiillere döner..
kadın kızar,
adam bir "pekala" daha salar
ruhunun en umursamaz yerinden..
saatte kalan son kum taneside düşer
mevsimin orta yerine

kadın gider..

adam sormaz nedenlerini, 
kadın da hasılında yorgundur zaten anlatmaktan..

ve hikaye biter..

kadının kahramanı 
savaşmaz o'nun için..
tüm cephelerden çekilir..

artık taaruz sırası,
"yeni"lerindir..




Serap Eser


Düşün.


17 yaşındasın. Belediye otobüsüne binmişsin. Belki dershaneye gidiyorsun, belki sinemaya, belki sevgilinle buluşacaksın, belki arkadaşlarınla.. 


Hayallerin var. Üniversiteyi kazanacaksın. Doktor olacaksın. Ya da avukat. Ya da tamamen alakasız bir şey hayal ediyorsun. Yurt dışına gidecek, dünyayı tanıyacaksın.


Belediye otobüsü.


Erkekler seni süzüyor, utanıyorsun başını eğiyorsun. Belki sen birini kesiyorsun. Duraktaki insanları seyrediyorsun, ben de büyüyünce böyle mi olacağım diyorsun. Büyüyünce. Ölüm yok ki hiç aklında. Daha 17 yaşındasın zaten. Ne ölümü?


Ateş.


Birden otobüsün üstüne bir ateş düşüyor. Tam önüne. Ayakların yanmaya aşlıyor sıçrayan benzinden. Ellerinle söndürmek istiyorsun. Ellerin yanıyor bu sefer. Saçlarına atlıyor ordan ateş, yüzün yanmaya başlıyor sonra. Dayanılmaz bir acı. E daha 17 yaşındaydın sen? Sinemaya gidiyordun? Büyüyecektin daha, doktor olacaktın, avukat olacaktın.. Çocukları çok seviyorsun sen. Evlenip anne olacaktın daha.


Hastane.


Acılar içinde getiriyorlar seni. 17 yaşındasın hala. Bu kadar acı çok fazla diyorsun, neden hala bu kadar acıyor? Doktor gelmedi mi daha? Neden kesmiyorlar bu acıyı? 17 yaşındayım ben hayallerim var benim diye düşünüyorsun belki. Ölüm geliyor aklına belki ilk kez. Ölecek miyim ben?


Yoğun bakım.


Uykudasın. Kışın ilk günleri, belki ilk kar yağacak, belki yağdı.. Dışarda olman gerek senin. Derslerin var, arkadaşların var, hayallerin var. Doktor olacaksın, anne olacaksın daha. Belki o duraktakiler gibi olacaksın. Bitmemeli bu şekilde. Bitmemeli.


Ölüm.


17 yaşındasın sen. Hep 17 yaşında olacaksın. Üniversiteye gidemeyeceksin, anne olamayacaksın, doktor olamayacaksın, avukat olamayacaksın, yurt dışına gidemeyeceksin, arkadaşlarınla buluşamayacaksın, duraktakiler gibi olamayacaksın, sevgilinin elini tutamayacaksın bir daha, birinin sana seni seviyorum dediğini duyamayacaksın, birini sevemeyeceksin.. Öldün sen.


Neden mi?


Açılım yapıyorlar o nedeni çözmek için. Öldün sen ama önemli değil, açılım var o çok önemli. Öyle bir açılım ki müthiş bir şey. Fevkalade.


Sonuç mu?






Göremeyeceksin sen. Öldün çünkü.

Bugün Günlerden Başbağlar




Tarihler 5 temmuz 1993'ü yani Madımak faciasından 3 gün sonrayı gösterdiğinde Erzincan Kemaliye'ye bağlı sünni ve türkmen Başbağlar Köyü'nde tam tamına 33 vatandaşımız kurşuna dizilerek ve sonra da yakılarak vahşice öldürüldü.


Pkk terör örgütü üyesi canilerin insanın kanını donduran şerefsizliklerinden biridir bu katliam.


Bu katliam katillerin ruhunu şeytana satış belgesidir; insanlıklarını dağların kuytusunda bırakıp -belhüm adal- hayvandan aşağı bir seviyeye geçişlerinin kanıtıdır; bir taş parçasından, bir parça necasetten daha değersiz bir yaşamı seçişleridir.


33 lanetli bir sayı sanki. Bingöl yolunda şehit olan silahsız askerlerin istatistiklerdeki ruhsuz rakamı da 33'tür. Aslında sayı değil sayıya sebep veren lanetlidir, lanetlenmelidir.


Sivas Katliamı'nın intikamı falan değil bu yapılanlar. Tıpkı sivas katliamı gibi; insanlık onurunun bir kez daha acımasızca çiğnendiği kara günlerden sadece birisi.


Kısacası Başbağlar'a hala ve ısrarla her gün güneş doğuyor, her gün doğan güneşi göremeyen ve artık hiç göremeyecek 33 kişiden hiç haberi olmadan...