6 Eylül 2011 Salı

Söz Yitimi, sensizlik ve gidişin üzerine


Sevmediğim/sevmediğin mevsimde değiliz artık.
Sonunda sonbahar denilen iç karartısını geri yolladı yaradan.
Yerine kışı getirdi, hani çok sevdiğin türkülerde bahsi geçen zemheriyi getirdi.
İki mevsim arası bu zamanları lanetlemek, elimden gelse yapardım sırf sen gittin diye.


Biliyor musun senin gittiğini anımsatan hiçbir şeyi sevmiyorum.
Kafamı patlatırcasına düşünüyorum, isyanla düşünüyorum, bu kadar erken gitmen gerekli miydi? diye.
Ama yapacak şey, söylenecek yok. Cemal Süreya ifadeleri düşüyor dilime, ''Söz Yitimi.''
Öyle açık, yalın anlatmış ki, ''söz yitimi ve sensizlik'' ne kadar örtüşüyor.

Sanki hala geleceksin..
Bu bi kandırmaca biliyorum ama seninle bunu oynamayı çok seviyorum. Varmışsın gibi, omuzunda ağlayabileceğim tentem yanımdaymış gibi davranmak, yaşlı çiftleri görüp yollarda üzülmekten daha kolay, buna sığınıyorum ben de zaman zaman. Annemle öyle olamayacağınızı düşünmekten daha az acı verici bir anımsama biçimi. Acıtmıyor hem gülümsetiyor.

Ve işte sen gelebilsen... Çok uzunca bir müddet ayrı kaldığımızı, ama yeniden buluştuğumuzu, biraraya geldiğimizi söylersin bana.
Değil mi?
Bak artık mutlu olacaksın, ''Çünkü yanında ben varım, yanınızdayım.'' dersin.
''İşte koruyucun yanında'' derken güzel gözlerini gözlerime dikersin.
Ve hatta, işe giderken giyindiğin lacivert takımların üzerinde olur da, ben anneme, ''babamın gözleri yine değişti'' derim.
Sen, mavi, gri, yeşil tüm bu renkleri toplayıp da, dünyaya o şekil gülümseyebilen tek kişisin.
Giydiği kıyafetin rengiyle gözleri değişen adam,adamların hası! Biraz daha kalabilseydin ya bizlerle..

''Cigara'' kokan parmakların yine elimden tutsun, yine şemsiyeli çikolata alalım, yine bana galatasaraylı olmayı anlat, yine küfrederek maç izleyelim birlikte..
Olmayacağını biliyorum, ama bunu düşleyip, istemekten geri duramıyorum.
Böyle mükemmel bir figür olmak zorunda mıydın?
Kimsenins enin gibi olamayacağını kafama kazımak zorunda mıydın?
Ya da, zorundaydın.
Çünkü sen başkaydın. Anlatılamayan, mükemmel tanımlamaların yakıştığıydın.
Yine yoksun, ben seni özlüyorum.
Özlüyorum...

Tuttuğum bir günlükmüşcesine bu sayfalara sözlerini, ince uzun parmaklı ellerini, seni döküyorum.

Özlendin.
Yoksun.
Biz de yokuz biraz, her sene olduğu gibi...

6 Aralık 2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder